karma zevkler

'Mu'zİk-'Sİ'yaset-'Spo'r-'Ed'ebİyat

2 not

GerçekAh, ne kadar zorseni sevdiğim gibi sevmek!Aşkından rüzgâr canımı yakar,kalbimşapkam canımı yakar.Kim satın alır,şu kurdeleyi bendenşu ak ketenden kederibeyaz mendiller yapmak için?Ah, ne kadar zorseni sevdiğim gibi sevmek!Federico Garcia LorcaÇeviri: Erdal Alova

Gerçek

Ah, ne kadar zor
seni sevdiğim gibi sevmek!

Aşkından rüzgâr canımı yakar,
kalbim
şapkam canımı yakar.

Kim satın alır,
şu kurdeleyi benden
şu ak ketenden kederi
beyaz mendiller yapmak için?

Ah, ne kadar zor
seni sevdiğim gibi sevmek!

Federico Garcia Lorca

Çeviri: Erdal Alova

Kayıtlı olduğu alan federico garcia lorca gerçek erdal alova şiir edebiyat

10 not

karasgis:

diğer eserler için aynı şeyi söyleyemem ama
max brod’un tutup da milena’ya yazılanları ulu orta sergilemesi,
orospu çocukluğudur. kafka, milena’ya yazdı onları. filiz’e, marianne’e ya da moniche’e değil, milena’ya!

1 not

Futbol ile sanat buluşunca bir başka oluyor ya hu! Bu güzel oyunu sevdiğimden midir bilemiyorum ama şarkılar, filmler, animeler, mangalar, romanlar “futbol”lu olduğunda işte bir kez daha “iyi ki çok seviyorum bu sporu” diyorum. Ki her ne kadar üstün beceriksiz olup halı sahaların istenmeyen adamı olsam da…

Avustralyalı grup Vaudeville Smash, Zidane’a olan sevgisini harika bir çalışma ile notalara dökmüş. Avustralyalı ünlü spor yazarı Les Murray ise “masalcı amca” edasıyla bize yıldızları bir bir sayıyor. Liste sonsuzluğa kadar gider. Onlar bazılarını almış. Haydi gece yaklaşırken yıldızları sayalım…

Kayıtlı olduğu alan vaudeville smash zinedine zidane les murray müzik futbol video spor

6 not

Hep Sen
Şu dünyada cumhurbaşkanı da sensin, başbakan da, genel başkan da… Danıştay, Yargıtay, Sayıştay da sensin, meclis başkanı da sen… ve inanır mısın first lady de sensin…
ama!
Katil de sen, hırsız da; gaddar da sen, hak yiyen de…

"Sen sen sen…" "Ben ben ben…" en sevdiğin zamirler.
Her şeyi bilen de sen…

Hep Sen

Şu dünyada cumhurbaşkanı da sensin, başbakan da, genel başkan da… Danıştay, Yargıtay, Sayıştay da sensin, meclis başkanı da sen… ve inanır mısın first lady de sensin…

ama!

Katil de sen, hırsız da; gaddar da sen, hak yiyen de…

"Sen sen sen…" "Ben ben ben…" en sevdiğin zamirler.

Her şeyi bilen de sen…

Kayıtlı olduğu alan rte recep tayyip erdoğan her yerde siyaset

1 not

Sen Balık Değilsin KiAğlama Ahmet ağlamaDavranma kuşağına ikide birAnam avradım olsunBu kara günlerin sonu gelirBüyük balık küçük balığı yutar demişlerBok yemişlerOnu sardalyeler düşünsünSen balık değilsin ki ahmetMek parmak mek parmak dahaSonu selamet.Oktay Rifat

Sen Balık Değilsin Ki

Ağlama Ahmet ağlama
Davranma kuşağına ikide bir
Anam avradım olsun
Bu kara günlerin sonu gelir

Büyük balık küçük balığı yutar demişler
Bok yemişler
Onu sardalyeler düşünsün
Sen balık değilsin ki ahmet
Mek parmak mek parmak daha
Sonu selamet.

Oktay Rifat

Kayıtlı olduğu alan oktay rifat sen balık değilsin ki şiir edebiyat

3 not

Keating: Yaşadığın günü kavra!Henüz vakit varken tomurcukları topla. Yazar bunu neden yazmış?
Öğrenci: Acelesi var.
Keating: Bilemediniz. Ama önemli olan yarışmaktı. Çünkü hepimiz solucan yemi olacağız, arkadaşlar! Buna ister inanın, ister inanmayın, her birimiz bir gün nefes almayı kesecek ve öleceğiz. Şimdi öne doğru bir adım atın. Ve geçmişten gelen bu yüzleri biraz inceleyin. Onlara daha önce ciddi olarak bakmadınız. Sizden pek farklı değiller. Aynı saç modeli. Tıpkı sizler gibi hormonlara sahipler. Sizler gibi yenilmez hissediyorlar! Dünya onlar için bir istiridye. Çok büyük şeyler başaracaklarına inanıyorlar. Sizler gibi gözleri umutla dolu. Peki yapabileceklerini yapmak için yaşamaya acaba çok geç mi başladılar? Çünkü bu oğlanlar artık çiçeklere gübre oldu. Ama eğer dikkatle dinlerseniz size fısıldadıklarını duyarsınız. Yaklaşın. Dinleyin! Duyuyor musunuz? Carpe… Carpe… Carpe Diem… Yaşadığınız günü kavrayın, çocuklar. Hayatınızı olağandışı yapın!

Keating: Yaşadığın günü kavra!
Henüz vakit varken tomurcukları topla.
 Yazar bunu neden yazmış?

Öğrenci: Acelesi var.

Keating: Bilemediniz. Ama önemli olan yarışmaktı. Çünkü hepimiz solucan yemi olacağız, arkadaşlar! Buna ister inanın, ister inanmayın, her birimiz bir gün nefes almayı kesecek ve öleceğiz. Şimdi öne doğru bir adım atın. Ve geçmişten gelen bu yüzleri biraz inceleyin. Onlara daha önce ciddi olarak bakmadınız. Sizden pek farklı değiller. Aynı saç modeli. Tıpkı sizler gibi hormonlara sahipler. Sizler gibi yenilmez hissediyorlar! Dünya onlar için bir istiridye. Çok büyük şeyler başaracaklarına inanıyorlar. Sizler gibi gözleri umutla dolu. Peki yapabileceklerini yapmak için yaşamaya acaba çok geç mi başladılar? Çünkü bu oğlanlar artık çiçeklere gübre oldu. Ama eğer dikkatle dinlerseniz size fısıldadıklarını duyarsınız. Yaklaşın. Dinleyin! Duyuyor musunuz? Carpe… Carpe… Carpe Diem… Yaşadığınız günü kavrayın, çocuklar. Hayatınızı olağandışı yapın!

Kayıtlı olduğu alan robin williams vefat ölü ozanlar derneği replik replikler.net sinema

1 not

Onsuz geçen 1 yıl…
Cihangir Miyavlaması
Zaman: durmuş gibi Cihangir’de pazar günü şaşkınım Olmayan uykumu bölüyor bir akordeon sesi Bir çocuk ufacık sarı saçlı Eminim kara gözlüdür görünmüyor uzaktan gözleri Görünmüyor ki Sokak derin uykularda duyulmuş şey değil Cihangir’de geldiğim günden beri Gurbetliğimden beri Son travesti son bira şişesini yere çaldığından bu yana Kaç saat duymadım Birşeyler okuyordum kırıntısız, yankısız Unuttum Güzel marmara ve yeşil elma sabah sabah Olmaz ki Olmaz ki böyle bir ülkede böyle Camlı bir bomba gibi bir martı pencereme çarptı Korktum Ve artık herşeyden korkuyorum Gurbette ve kanlı bıçaklı tutkun Bu nasıl iş bu Cihangir her damarı bir sokak Bir sokak Baktıkça gözlerim kanıyor Kana kana bakıyorum Zaman: geçmek bilmiyor Yalnızlığa alışkınım sessizliğe değil Pazar günlerinden nefret ederim bu yüzden Bakkal açılmaz çöpçüler bağırmaz bu nasıl cihangir Güzel Marmara ve yeşil elma Bulunmaz ki sabah sabah Ellerin sarsak Gözlerimdeki çapak sanki bütün sokağı örttü görünmüyor Hiçbir şey görünmüyor Yalnız ve soğuk yatağım Boşlukta süzülüp alçalıyor Gidip uyumaya kalksam ne olacak Ne olacak Zaman: her yerde kedi kuyrukları vardı Yürümeye korkardım buz üstünde gibi Basmaya korkardım şimdi nerdeler Elinin körü ne biçim sabah bu ne biçim pazar De ki uyudum Çalmayacak mı telefon kapımın zili Ağzımda şarabın kekremsi tadı Karnımda yüzlerce akreple uyusam onlar uyanacak De ki bir arkadaşım geldi gidelim Belgrad ormanında kros yapalım dedi- ben mi Arnavutköyde balık tutalım dedi- ben mi Önce içelim sonra içelim Kaçmıyor ya şu istanbul dedikleri Ah benim evcil kalbim Artık “hayır” demeyi de öğrendi Şimdi ne olacak Bana hergün sokağa çıkma yasağı bana hergün o üç darbeden biri ne bilsin olağan üstü hallerin ta kendisiyim dokuz canlı bir kediyim sekizini yitirdim ne bilsin ayrıca burası cihangir Kedi diktatörlüğü Şimdi ne olacak Kimseler bile gelmiyor bugün pazar Yalnızlığın eşcinseli mi oluyor yani Yani cinaslı kafiyeli pazar günleri ey Sıkıldım şarabım bitti elmadan vaz geçtim uykum yok Yok üstüne üstlük sigaram da azalıyor Şimdi sahiden ne olacak Ben bu kadar geveze değildim eskiden Bir sıkımlık canım kaldı Zaman: otobanındayım senin Yürü ki bir şeyler dönmeye başlasın Dünya mı olur artık ne olursa olur hayat Hani İstanbul git git bitmez koca bir şehirdi Ayağının turabı olayım yürü Ayaklarımı bitiştirirek uzun uzun ölçtüm Ve düşündüm ki meselem mi meselim mi tükendi Neredeyse akşam olacak Zaman: oydum da gözlerimi sana bıraktım Yoksa tarihm iydi kanla biçilmişti kaftanım Ben kaf dağında bir kaptan değilim Ama bu çırpıntılı şarapsızlık ne olacak Şimdi ne olacak Yağmur yağıyor yağmasın Volta atıyor martılar göğün dört duvarında " Ne balık, ne de kuş" olabildiğim şu dünyada Gurbetim bile yok beceremedim Toprak Uçaklardan korktum da ne oldu sanki Onlardan önce çakılıp kaldım yere odama Meyhanelere geniş mağazalara sayısız yalnızlıklara ve pazar günlerine Gömüleceğim bir gün sana toprak Başımı yukarda tutmaya çalışarak Ama olmayacak Kefen param bile Hep ağır ve aksak Olmadı bile kanıma alkol düştü payıma küfür Birer ziynet eşyası gibi şişelerim yığılı evde Her şişenin dibinde ay parçası bir melek Dans ediyordu iyi kıvırıyordu kaltak Cihangir’de Cihangir’de özellikle Ama neden cinlerim hep tepemde Alçak Gidip Neşet Ertaş dinlesene aklını kucağında saklıyarak Balık görsen aklına rakı gelir önce Ve bütün yollar bir gün hergün meyhanelere çıkacak Cihangirde sabah hiç olmayacak Alkolikler ve eşcinseller giremez yazar Ev sahiplerinin kapılarında anlarlar kimsin Nesin adamım buralar sana göre hiç olmayacak Kalk gidelim çöpçüler süpürsün ıslak Ve yorgun bedenimizi şarap ve elma kokan Bedenimizi doktorlar serumla yıkasınlar Akla sığmayacak halusinasyonlar ellerinde şişelerle Hastanelerin ziyaretçi saatlerini beklesinler Ölsem kimsenin umrunda olmayacak Öyleyse beni alnımdan öpsene toprak Hayat hiçbir şey değil şiir hiçbir şey değil İki dirhem bir çekirdek ölüm bile Hiçbir şey değil Sokaklara atılmış ölüm Nereye gitsem ardımdan seğirtir Mendil satar cam siler ille de bıçak taşır Ve tiner Unutmaki sevgilim hayat Karamsar bir şiirin ilk dizesidir Peki şimdi ne olacak Elma yok yok ki şarap Birazdan tütünüm de tükenir Ve türkiye’de şair olmak bu değildir Neydi ki Türkiye’de şair olmak Dünyaya dürbünle bakmak Kız tavlamak sanatını masalara höykürmek mi Salya sümük ağlamak Ölüm oruçları Ey bu ülkede Artık ne sabah ne de akşam olacak Üç çocuk daha öldü Yatağında üç kere daha sırtını döndü halk Elbette elma ve şarap Elbette elma ve şarap Üşüdüm üstümü örtsene toprak
Ahmet Erhan

Onsuz geçen 1 yıl…

Cihangir Miyavlaması

Zaman: durmuş gibi 
Cihangir’de pazar günü şaşkınım 
Olmayan uykumu bölüyor bir akordeon sesi 
Bir çocuk ufacık sarı saçlı 
Eminim kara gözlüdür görünmüyor uzaktan gözleri 
Görünmüyor ki 
Sokak derin uykularda duyulmuş şey değil 
Cihangir’de geldiğim günden beri 
Gurbetliğimden beri 
Son travesti son bira şişesini yere çaldığından bu yana 
Kaç saat duymadım 
Birşeyler okuyordum kırıntısız, yankısız 
Unuttum 
Güzel marmara ve yeşil elma sabah sabah 
Olmaz ki 
Olmaz ki böyle bir ülkede böyle 
Camlı bir bomba gibi bir martı pencereme çarptı 
Korktum 
Ve artık herşeyden korkuyorum 
Gurbette ve kanlı bıçaklı tutkun 
Bu nasıl iş bu Cihangir her damarı bir sokak 
Bir sokak 
Baktıkça gözlerim kanıyor 
Kana kana bakıyorum 

Zaman: geçmek bilmiyor 
Yalnızlığa alışkınım sessizliğe değil 
Pazar günlerinden nefret ederim bu yüzden 
Bakkal açılmaz çöpçüler bağırmaz bu nasıl cihangir 
Güzel Marmara ve yeşil elma 
Bulunmaz ki sabah sabah 

Ellerin sarsak 

Gözlerimdeki çapak sanki bütün sokağı örttü görünmüyor 
Hiçbir şey görünmüyor 
Yalnız ve soğuk yatağım 
Boşlukta süzülüp alçalıyor 
Gidip uyumaya kalksam ne olacak 

Ne olacak 

Zaman: her yerde kedi kuyrukları vardı 
Yürümeye korkardım buz üstünde gibi 
Basmaya korkardım şimdi nerdeler 
Elinin körü ne biçim sabah bu ne biçim pazar 
De ki uyudum 
Çalmayacak mı telefon kapımın zili 
Ağzımda şarabın kekremsi tadı 
Karnımda yüzlerce akreple uyusam onlar uyanacak 
De ki bir arkadaşım geldi gidelim 
Belgrad ormanında kros yapalım dedi- ben mi 
Arnavutköyde balık tutalım dedi- ben mi 
Önce içelim sonra içelim 
Kaçmıyor ya şu istanbul dedikleri 

Ah benim evcil kalbim 
Artık “hayır” demeyi de öğrendi 

Şimdi ne olacak 

Bana hergün sokağa çıkma yasağı bana hergün o üç darbeden biri ne bilsin olağan üstü hallerin ta kendisiyim dokuz canlı bir kediyim sekizini yitirdim ne bilsin ayrıca burası cihangir 
Kedi diktatörlüğü 

Şimdi ne olacak 

Kimseler bile gelmiyor bugün pazar 
Yalnızlığın eşcinseli mi oluyor yani 
Yani cinaslı kafiyeli pazar günleri ey 
Sıkıldım şarabım bitti elmadan vaz geçtim uykum yok 
Yok üstüne üstlük sigaram da azalıyor 
Şimdi sahiden ne olacak 
Ben bu kadar geveze değildim eskiden 
Bir sıkımlık canım kaldı 

Zaman: otobanındayım senin 
Yürü ki bir şeyler dönmeye başlasın 
Dünya mı olur artık ne olursa olur hayat 
Hani İstanbul git git bitmez koca bir şehirdi 
Ayağının turabı olayım yürü 
Ayaklarımı bitiştirirek uzun uzun ölçtüm 
Ve düşündüm ki meselem mi meselim mi tükendi 

Neredeyse akşam olacak 

Zaman: oydum da gözlerimi sana bıraktım 
Yoksa tarihm iydi kanla biçilmişti kaftanım 
Ben kaf dağında bir kaptan değilim 
Ama bu çırpıntılı şarapsızlık ne olacak 

Şimdi ne olacak 

Yağmur yağıyor yağmasın 
Volta atıyor martılar göğün dört duvarında 
" Ne balık, ne de kuş" olabildiğim şu dünyada 
Gurbetim bile yok beceremedim 

Toprak 

Uçaklardan korktum da ne oldu sanki 
Onlardan önce çakılıp kaldım yere odama 
Meyhanelere geniş mağazalara sayısız 
yalnızlıklara ve pazar günlerine 

Gömüleceğim bir gün sana toprak 
Başımı yukarda tutmaya çalışarak 
Ama olmayacak 
Kefen param bile 

Hep ağır ve aksak 

Olmadı bile kanıma alkol düştü payıma küfür 
Birer ziynet eşyası gibi şişelerim yığılı evde 
Her şişenin dibinde ay parçası bir melek 
Dans ediyordu iyi kıvırıyordu kaltak 
Cihangir’de Cihangir’de özellikle 
Ama neden cinlerim hep tepemde 

Alçak 

Gidip Neşet Ertaş dinlesene aklını kucağında saklıyarak 
Balık görsen aklına rakı gelir önce 
Ve bütün yollar bir gün hergün meyhanelere çıkacak 

Cihangirde sabah hiç olmayacak 

Alkolikler ve eşcinseller giremez yazar 
Ev sahiplerinin kapılarında anlarlar kimsin 
Nesin adamım buralar sana göre hiç olmayacak 
Kalk gidelim çöpçüler süpürsün ıslak 
Ve yorgun bedenimizi şarap ve elma kokan 
Bedenimizi doktorlar serumla yıkasınlar 
Akla sığmayacak halusinasyonlar ellerinde şişelerle 
Hastanelerin ziyaretçi saatlerini beklesinler 

Ölsem kimsenin umrunda olmayacak 
Öyleyse beni alnımdan öpsene toprak 

Hayat hiçbir şey değil şiir hiçbir şey değil 
İki dirhem bir çekirdek ölüm bile 
Hiçbir şey değil 
Sokaklara atılmış ölüm 
Nereye gitsem ardımdan seğirtir 
Mendil satar cam siler ille de bıçak taşır 
Ve tiner 
Unutmaki sevgilim hayat 
Karamsar bir şiirin ilk dizesidir 

Peki şimdi ne olacak 

Elma yok yok ki şarap 
Birazdan tütünüm de tükenir 
Ve türkiye’de şair olmak bu değildir 
Neydi ki Türkiye’de şair olmak 

Dünyaya dürbünle bakmak 
Kız tavlamak sanatını masalara höykürmek mi 
Salya sümük ağlamak 

Ölüm oruçları 

Ey bu ülkede 
Artık ne sabah ne de akşam olacak 

Üç çocuk daha öldü 
Yatağında üç kere daha sırtını döndü halk 

Elbette elma ve şarap 
Elbette elma ve şarap 

Üşüdüm üstümü örtsene toprak

Ahmet Erhan

Kayıtlı olduğu alan ahmet erhan cihangir miyavlaması şiir anma 4 ağustos edebiyat